Hayatın Kıyısındaki İnce Tebessüm: Zamanla Yarışan Kadın

Loading

Bazı kitapları okurken sanki yıllardır tanıdığınız, görmüş geçirmiş ama neşesini hiç kaybetmemiş bir dostunuzla karşılıklı kahve içiyormuşsunuz hissi yaşarsınız. Leyla Cemile’nin okurla buluşan ilk öykü kitabı “Zamanla Yarışan Kadın”, tam da böyle bir hissin kâğıda dökülmüş hali.

Yazar, Ekim 2025’te yayımlanan bu ilk eserinde bizi Adana’nın kemikleri ısıtan güneşinden alıp, Almanya’nın (Leipzig) gri ama düzenli sokaklarına götürüyor; ancak bu yolculukta bavulumuzda sadece kıyafetler değil, kırgınlıklar, kahkahalar, muziplikler ve insan olmanın o dayanılmaz hafifliği var.

Sıradan Nesnelerin Büyüsü

Leyla Cemile’nin öykülerindeki en çarpıcı özellik, gündelik hayatın en silik nesnelerine yüklediği derin anlamlar. Bir balıkçı ağının parçası, bir evliliğin sessiz iletişimine, hatta bir takıntıya dönüşen “kutsal” bir bulaşık bezine evrilebiliyor. Yıllar önce Almanya’dan sipariş edilen ancak annenin hayal kırıklığına uğramasıyla bir kenara atılan sarı bir peruk, yıllar sonra bir teknede neşe ve özgürlük sembolü haline gelebiliyor. Yazar adeta bize şunu fısıldıyor: Eşyaların da bir hafızası vardır ve onlar nesiller arasında sessizce göç ederler.

Göçmenliğin “Sivil” Halleri

Kitap, göçmenlik olgusuna ajitasyondan uzak, mizahi ve son derece zeki bir yerden bakıyor. “Sivil Polis” öyküsünde olduğu gibi, bir sosis satıcısının kişisel sorular sormasını “kesin bu sivil polis” diye yorumlayan anlatıcı, gurbetteki o tekinsiz yabancılık hissini ve aidiyet arayışını trajikomik bir dille anlatıyor. Leipzig’de bir manavla girilen “Haziran ayı gelmeden çilek almam” inatlaşması ise prensiplerine sıkı sıkıya bağlı bir karakterin, küresel ticarete karşı verdiği o naif savaşı simgeliyor.

İnsan Halleri ve Absürt Anlar

Cemile’nin karakterleri kusursuz değil; aksine zaaflarıyla, önyargılarıyla ve sakarlıklarıyla çok sahici karakterler. Ciddi bir iş görüşmesinde sinirleri boşalıp işvereniyle karşılıklı kahkaha krizine giren genç kızın hali, modern iş hayatının kasvetine atılmış en doğal çığlık gibi. Ya da “Selim’in Burnu” öyküsünde, çocuğu kendisine benzesin diye kendi burnunu estetikle değiştirmeye kalkan babanın absürtlüğü, okuru hem güldürüyor hem de insan psikolojisinin karanlık dehlizlerinde dolaştırıyor.

Son Söz: Zamana Direnen Bir Kitap

Kitaba adını veren “Zamanla Yarışan Kadın” öyküsündeki Almira karakteri gibi, bu kitap da zamana, yaşlanmaya ve sıradanlığa bir başkaldırı niteliğinde. Almira’nın yetmiş yaşına merdiven dayamışken saçlarının yeniden siyah çıktığına inanması ve oğluyla girdiği o tatlı-sert çatışma, aslında hayata tutunma arzusunun en saf hali.

Leyla Cemile, “Zamanla Yarışan Kadın”da büyük laflar etmeden, hayatın içindeki o “ince” detayları yakalıyor. Schumann’ın evinde Martha Argerich’i tanımamanın pişmanlığından, “Aptal Nuri” adlı bir balığın yasını tutmaya kadar uzanan geniş bir duygu yelpazesi sunuyor.

Okurken yüzünüzde buruk bir tebessüm, damağınızda ise haziran çileği tadında bir lezzet bırakacak bu kitabı, hayatın koşturmacasına bir virgül koymak isteyen herkes okumalı.

Gülsün Alp

https://www.nadirkitap.com/zamanla-yarisan-kadin-leyla-cemile-kitap44123125.html

Bir yanıt yazın