Bir İntihal Daha Var… Şehmus Ay

Mine G. Kırıkkanat’ın, Bit Palas romanında Elif Şafak’ın Sinek Sarayı romanından intihal yaptığını ileri sürerek açtığı intihal davası Elif Şafak aleyhine sonuçlandı. Bu karar hem edebiyat hem hukuk hem de etik açıdan bir çok tartışmanın da fitilini ateşledi. Mine G. Kırıkkanat ve onu destekleyenler Elif Şafak’ın nasıl hırsız bir intihalci olduğunun mahkeme kararıyla teyit edildiğini ileri sürerken, bu karara itiraz edenler ise bu kararı ve karara zemin oluşturan bilirkişi raporunu sorguluyor. Konuya dair haberlerin altına “en güzel romanım” dediği Sinek Sarayı’nda “Sözcükleri mücevher gibi işlediği”ni gururla yazan Kırıkkanat ilk raunttaki “zaferinin” tadını çıkarıyor. Mine G. Kırıkkanat destekçilerinden bazıları, bu karara itiraz edip eleştirenleri liboşlukla, Elif Şafak yardakçılığıyla suçluyor ve kapı gibi mahkeme kararı varken daha ne konuşuyorsunuz demeye getiren cümleler kuruyorlar. Tartışma sosyal medyada giderek daha çirkin bir hâl alırken, Kırıkkanat’ın yayıncısı nahoş bir twit atarak konunun iyice zıvanadan çıkmasına katkı sundu.

Yayınevi ve Elif Şafak, “Mahkemenin böyle bir karar verme yetkisi yok,” derken bazı yazarlar da bilirkişilerin bu konuyu hakkıyla değerlendirebilecek yetkinlikte olmadığını hatta özellikle tarafgir yaklaştığını ileri sürüyor. Bütün bunlara ek olarak bilirkişi heyetinde tek bir romancının bile olmadığını söyleyebiliriz. (Raporu hazırlayan bilirkişi heyetine bakınca zaten aksi bir rapor beklemenin saflık olacağı da besbelli: Ataol Behramoğlu, Haluk Şahin, Ülker İnce, Orhan Tüleylioğlu ve Ahmet Yıldız).

Bu konunun varacağı noktayı yayınevinin üst mahkemeye itirazı neticesinde çıkacak olan karar, edebiyatçıların değişik açılardan konuyu ele alan değerlendirmeleri ve tarafların atacakları adımlarla göreceğiz. Yani henüz süreç bitmiş değil. Bu yazının esas tartışmak istediği konu biraz daha farklı.

İntihal nedir? Özgünlük nedir? Yazar kimdir? Türk edebiyatında adı intihale karışan eserlerin ve yazarların durumunu nasıl değerlendirmemiz gerekiyor? Hatta daha da ileri gidelim: Mevlana’nın bir varisi çıkıp da Elif Şafak’a “Aşk” romanı hakkında da intihal davası açabilir mi? Peyami Safa “Matmazel Noraliya’nın Koltuğu” romanında Aldous Huxley’in “Time Must Have a Stop” romanından hangi “anahtar kelimelerle” ve yüzde kaç intihal yapmıştır?[1] Çalıkuşu’nun bir Fransız romanından çalıntı olduğunu söyleyen Peyami Safa’nın ithamını kim, nasıl değerlendirecek? Tarihte Mine G.Kırıkkanat ile Elif Şafak arasındaki ihtilafa benzer pek çok örnek var. 1942’de Necip Fazıl Kısakürek ile Yaşar Çimen ve Peyami Safa arasındaki “Para” piyesi davası en tuhafı belki de. Ancak burada durum biraz daha farklı. Necip Fazıl kendisini intihalle suçlayan Yaşar Çimen ve Peyami Safa hakkında hakaret davası açmıştır. Mahkemenin sonunda taraflar uzlaşmış, bir sözleşme imzalayarak mahkemeye sunmuştur. Peyami Safa, Kısakürek’in meşhur “Kaldırımlar” şiirini de kendisinden çaldığını ileri sürmüştür.[2] Herkesi intihal yapmakla suçlayan Peyami Safa’nın da intihalle suçlanması edebiyat tarihinin başka bir tuhaflığıdır.

Bu mahkemenin atadığı uzman bilirkişilerinin raporuna bakılacak olursa modern Türk edebiyatının ta Tazminat’tan beri “intihal”le kucak kucağa geliştiği söylenebilir. Öyle sosyal medya jargonundan emanet alınmış “anahtar kelime”lerle de açıklanamayacak kadar “intihal”e batmış bir edebiyattan söz ediyoruz. Eğer bu mahkeme kararı intihale karşı bir “zafer” olarak görülecekse konunun çok daha eskilere uzanarak dallanıp budaklanacağı unutulmamalıdır. Mesela Türk şiirinin devlerinden Yahya Kemal o kadar Fransız şiirinin etkisinde kalmış ki, kendi şiirini, üslubunu ve şiir tarzını bu tesir içinde şekillendirmiştir. Yahya Kemal için de intihal tartışmaları yapıldığı hatırlanmalıdır.[3] Ahmet Hamdi Tanpınar, bunu şu şekilde açıklıyor: “Yahya Kemal tesir denen şeyin kopya olmadığını, şahsi bir nizam, bir çeşit dersle karşılaşma olduğunu biliyordu.”[4] Yine Tanpınar devamında “Kahve zevki, Yahya Kemal’de Paris’teki talebeliğinden kalmıştı. Zaten birçok itiyatları, jestleri,  düşüncesi gibi oralıydı. Jestlerinde Fransız tiyatrosunun, Fransız şansoniyelerinin tesiri vardı. Biraz kısa kollarını açıp size ‘Aziz filan’ diye ilerlemesi, hitap şekilleri, hatta şiir okuyuş tarzı, tenkit ve muhakeme, hepsi Fransız, hatta Parisliydi,” der. Peki Yahya Kemal hakkında hangi mahkeme karar verecek? Hangi bilirkişi ekibine havale edilmesi gerekiyor? (“Bir Lâhza-i Ta’ahhur”un şairi Tevfik Fikret’i çok sevdiğim için onun Musset ile olan ilişkisine girmeyeceğim. Bu ilişkiyi yadırgadığımdan değil ama.) Cahit Sıtkı Tarancı’nın  Verlaine ile ilişkisini, Ahmet Muhip Dıranas’ın Baudelaire ile olan bağını, Necip Fazıl Kısakürek’in Orhan Veli’ye yaptığı ağır intihal ithamlarını ve daha pek çok bağlantıyı merak edenler konuyu ele alan çalışmaları inceleyebilir.

Bu meselenin hukuki ve etik yanlarını irdeleyen bir çok kişi olduğu için oralara girmek zaman kaybı olacak. Zira bu konu mahkemenin vereceği bir karara teslim edilemeyecek kadar incelikli, karmaşık ve zor bir konu. En eskilerden Sünbülzâde Vehbî, vaktizamanında hiç acımadan “Şiir çalanın dilinin kesilmesi gerekir / Belagat şeriatında sözle ilgili fetvalar böyledir,”[5] derken, daha yenilerden Nurullah Ataç daha medeni bir şekilde intihali edebiyat çerçevesinde tartışmayı gereksiz bulmuş, bu meselenin polis ve adli mercilerin işi olduğunu söylemişti. Borges ise Ficciones’teki bir öyküsünde “Yazarların birbirinden çalması diye bir kavram yoktur; bütün kitapların zamandışı ve anonim bir yazarın yaratısı olduğu saptanmıştır,” der. O Borges ki Don Kişot’u yeniden yazan Pierre Menard’ın yaratıcısıdır. Hazır konu Don Kişot’a gelmişken, birinci cildini yayımladıktan sonra kim olduğu halen de bilinmeyen Alonso Fernandez Avellaneda’nın da Cervantes’in ikinci cildi yayımlamasını beklemeden oturup ikinci cildi yazdığını da anımsayalım.  

Belki de bu konuları tarihin büyük ustaları üzerinden değişik yönlerden tartışabilmek için Bloom’un Etkilenme Endişe’sini bir kez daha okumak gerekiyor. Ama önce şu sözlere bir kulak verelim: “Hiç kimse başka yazarlarla muhtelif ilişkiler kurup bozmadan yazamaz. Vigny, 1852’de düştüğü bir notta, ‘Kendisini düşünce dünyasına adamış bir insanın hayatında iki şey vardır,’ der: ‘Kendi eserlerini tutkuyla yaratmak ve başkalarının eserlerine hayranlıkla bakmak.’ Kimse diğer insanlardan tecrit edilmiş halde yaşamaz; uzayıp giden bir zincirin halkaları bir yazarın çalışmasını diğerine bağlar.”[6]

Şöyle de sorabiliriz: “Yazar” kimdir? “Yazar” intihal yapabilir mi? İntihal yapabilen biri “yazar” olabilir mi? İyi bir yazar başkalarını taklit etse bile iyi bir yazar sayılabilir mi? Ya da kestirmeden soralım: taklit dediğimiz şey tam olarak nedir? Vasat, adi bir hırsızlık ile etkilenme, ilham alma, benzer temalar üzerinden yazma kapasitesini geliştirme arasındaki sınır nasıl belirlenebilir?[7] Mekanik olarak birebir kopyalama ile ilham, etkilenme benzer temalar üzerinden yeniden yaratma arasındaki farkı nasıl belirleyeceğiz? Açların Gözbebekleri ile Mayakovski arasındaki etkilenme ilişkisi Nâzım’ın şairliğine halel getirir mi? Liste sonsuza dek uzatılabilir.

Yazar binlerce yazarın işlediği temayı kendi dili, üslubu ve tarzıyla yeniden işleyerek “yazar” olur. Bir başka yazarın kullandığı mekânı, hatta olayı/olayları metninde yeniden yaratır, dönüştürür, farklı kişi, olay ve bağlamlarda örer ve kendi “yazarlık” serüveninin bir parçası olarak eseri kendinin kılar. Her yazar eserinde icat etmez, keşfetmez, çoğunlukla geleneği kendi yeteneği ölçüsünde sürdürür, ona kendi üslubu ve tarzıyla yeniden hayat verir. Belki de Barthes’in (yazarın ölümünü erkenden ilan eden ve) okurun doğuşunu müjdeleyen meşhur “Yazarın Ölümü” makalesini dönüp yeniden okumak bu konuda ufkumuzu açabilir. Özellikle şu sözü bu tartışmalara değişik açılardan katılmaya çağrı olarak okunabilir: “Metin, kültürün sayısız merkezinden derlenmiş bir alıntılar yumağıdır. (…) Yazar her zaman daha evvel yazılmış olanı, asla orijinal olmayan bir şeyi taklit edebilir ancak. Onun tek gücü yazıları karıştırmak, hiç birine dayanmayacak şekilde yazıları diğerleriyle karşılaştırmaktır.”[8]

Yararlanılan kaynaklar:

  • Michel Foucault, What is an Author?
  • Marilyn Randall, Pragmatic Plagiarism : Authorship, Profit, And Power
  • Harold Bloom, Etkilenme Endişesi
  • Mahmut Temizyürek, İm Bilse Er Ölmes
  • Berna Moran, Berna Moran’ın Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 1

[1] Berna Moran’ın Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 1, İletişim Yayınları, (2001) s.255-256

[2] N.F.Kısakürek şöyle yanıt vermiştir: “-Ayol Peyami‘nin romaniyle benim şiirim arasındaki neşir tarihi farkını bir tarafa bırakalım; sırf keyfiyet ayrılığı bakımından öyle uçurumlar vardır ki, ondan çaldığım bile kabul edilse, iki mâden arası nispet, neyin kime ait olduğunu göstermeye yeter. Onunki altun, benimki teneke ise, demek bir şey çalabilmiş değilim. Aksine, benimki altun onunki teneke ise onun da benden ilham aldığını kabul edemem; zira kendiminkini tenekeleştirmiş olurum. Örnekler sırf ‘kaldırımlar‘ kelimesinde aynı, ruhta bu kadar ayrıyken ‘yok, sen benden aldın, hayır, sen benden apardın!’ didişmesi neye?.. Sen bana kaldırımların ismini ver, ben onu âbideleştireyim, sonra da sen ‘benden çaldı!‘ diye iddiaya kalk: ne çirkin kıskançlık kıskançlık tezahürü bu!.” N.F. Kısakürek, Babıali, Büyük Doğu yayınlar, 1999, S.92

[3] Yahya Kemal ile ilgili bölüm için Hüseyin YAŞAR’ın “Sessiz Gemi’nin Sembol ve Fransız Tesiri Açısından İncelenmesi” isimli çalışmasından yararlanılmıştır.

[4] Tanpınar, A., H.: Yahya Kemal, Dergah Yayınları, İstanbul: 2001. S.17

[5] “Sirkat-i şi’r edene kat’-i zeban lazımdır / Böyledir şer’-i belâgatta fetâvâ-yı sühan” (Kaynak: Devrim Ulaş ARSLAN: Çeviri İntihaline Okur Odaklı Bir Yaklaşım: Sosyal Medyada Frankenstein Vakasının Alımlanması)

[6] Claude Mouchard Un grand désert d’hommes, 1851-1885:  Les équivoques de la modernité, s. 50 (Kaynak: Modern Türk Edebiyatının Fransız Kaynakları – Gül Mete Yuva

[7] Okuma önerisi: Okumak ve Anlamak – Michel Schneider, Kolektif Kitap

[8] Randall, Marilyn, Pragmatic Plagiarism : Authorship, Profit, And Power, University of Toronto Press 2001, s.24

Bir yanıt yazın